ÇAPA LABORATUVARI

Eklenme Tarihi: 2016-04-20

Psikiyatride sanatla tanı ve tedavinin, ayrıca “delilik ve dahilik” ve “yaratıcılık ve psikiyatrik hastalıklar” konularının dünyada ilgi konusu olmaya başladığı 1950’li yıllarda, Türkiye’de de, bir ilk olarak, Istanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde Ord Prof Dr İhsan Şükrü Aksel’in desteğiyle, Prof Dr Kazım Dağyolu ve Dr Süleyman Velioğlu tarafından, 1957 yılında bir Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı kurulmuştur. Aynı zamanda bir ressam olan Dr Velioğlu, 1992 yılındaki emekliliğine kadar, ressam Muammer Çin ile birlikte, bu atölyede çalışmayı sürdürmüştür. Prof Dr Velioğlu’nun emekliliği sonrasında, bu konuda çalışacak başka bir psikiyatr yetişmediği için atölye kapanmıştır.

Muhtemelen, tedavi yanında araştırma amacıyla da kurulduğu için, ‘laboratuvar’ adı verilen bu atölyede, klinikte tedavi görmekte olan hastalardan istekli olanlar, her gün belli saatlerde resim yapmaktaydılar. Resim için kullanılacak malzemeleri, resmin konusunu ve yapım stilini seçme konusunda hastalara bir etki ya da katkıda bulunulmuyordu. Hastalar resmi bitirdikleri kanısına ulaştıklarında, o resme ilişkin yorumları, onların anlattıkları biçimiyle kaydedilmekteydi. Hastalar bazen yapıtlarına bir isim de vermekteydiler. Bu notlara hastanın adı ve o günün tarihi de eklenerek arşivlenmekteydi.

Prof Velioğlu’nun sanat çevrelerine bu etkinliği tanıtmasıyla, bazı profesyonel sanatçılar da bu tedavi seanslarına katılıp, hastalarla etkileşmiş ve birlikte resim yapmışlardı. Aslında bu dönemlerde, sanatçılar da yaratıcılığın özünü, henüz dış dünyanın şekillendirici ve bozucu etkilerine maruz kalmamış çocuk resimlerinde ya da bilinçdışının bu etkilerin dışına çıkıp özgürce sergilendiği psikiyatrik hasta resimlerinde aramaktaydılar.

İstanbul Üniversitesi’ndeki “Laboratuvar”da resim yapan hastalardan birkaçının sanat eğitimi sırasında veya sonrasında hastalanmış gerçek ressamlar, bir bölümününse yetenekli ama sanat eğitimi almamış kişiler olduğu anlaşılmaktadır. Ancak büyük çoğunluğu, resim sanatıyla tümüyle ilişkisiz olmasına rağmen, Atölye’ye inmeyi dört gözle bekleyen hastalar oluşturmaktaydı.

Sonuçta, koleksiyonun sanatsal değer açısından heterojen bir görünüm sunması doğaldır. Ortak özelliğin hastalığın dışa vurumu olması beklenebilir ki, bu önemli bir bölüm resim için doğru olsa da, bazı yapıtlar hastalıkla ilişkisiz ve herhangi bir sanatçının üretiminden farksız görünmektedir. Bu süreçte hasta resimlerinin iki kez; birisi Istanbul’da Fransız Konsolosluğunda, diğeri Ankara’da sergilendiğini ve büyük ilgi uyandırdığını, bir bölümünün de koleksiyoncularca satın alındığını öğrenmekteyiz.

Hastaların sanat ürünleriyle çalışma, psikiyatride bir kaç açıdan önemsenmekteydi.

İlki, hastalığın tanısına (teşhis) ilişkindi. 1970’lere kadar psikiyatrik bozuklukların tanısı henüz standardize edilememiş, bulanık bir alan olduğu için, tanıya yardımcı olabilecek tüm araçlar kullanılmaktaydı. Üstelik sanat ürünlerindeki sembolik dilin, klinik muayenedeki sözel dilin de ötesine geçen, çok daha derindeki bir materyali kullandığı düşünüldüğünden, sanat ürünü hastalığın gerçek niteliğini daha iyi anlatabilirdi. İkinci nokta, hastalığın gidişine ilişkin veri toplama anlamındaydı. Hastalığın kötüleme ya da düzelmesinin hastanın yarattığı sanatsal ürünlere de yansıması bekleneceğinden, hastalığın gidişi bu yolla izlenebilirdi. Üçüncü nokta ise, yaratmanın doğrudan iyileştirici bir etkisi olduğu ve sağaltımı destekleyeceği düşüncesiydi.

Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı’nın etkin olduğu dönemde binlerce hasta binlerce resim yaptı. Bir ara Atölye’de çıkan bir yangın resimlerden bir bölümünün yok olmasına neden olmuşsa da, binlerce resimlik bir birikim bugünlere ulaşabildi. Bu birikimin korunarak geliştirilmesi ise, gelecek nesillerce anlaşılma ve önemsenme düzeyine bağlı görünüyor.

Maçka Cad. Beyaz Apt. No:15 Kat:3 D:6 Maçka - İstanbul

info@olcayyazici.com.tr

+90 212 246 41 21

+90 538 962 57 42

Engin Tasarım